kıraathane

my bilingual noticeboard, database, blog and/or everything else.

Posts Tagged ‘gazze

ÇİFTE STANDART SAVAŞLARI

leave a comment »

Aylin Yardımcı
(Cumhuriyet Strateji – 12.01.2009)

2008 yılı, biribirine yakın iki farklı coğrafyada gerçekleşen acımasız mücadelelerin haftalarca dünya gündemini belirlediği ve liberal demokrasinin idaresindeki dünya düzeninin bazı sorunlara çözüm getirmek yerine, onları ne ölçüde perçinlediğinin gözler önüne serildiği bir sene oldu. Önce Güney Osetya toprakları nedeniyle Gürcistan ve Rusya arasında patlak veren savaş, sonrasında da kontrolden çıkmaya hazırlandığı aylardır gözlenmekte olan İsrail-Filistin gerginliği, dünya kamuoyuna bir yıl boyunca ekranlarda sivil cesetleri izlemeyi kanıksattı. Bu iki kanlı çatışma, bir bütünün parçaları olarak ele alındığında, ortaya çıkan sonuç, maalesef korkunç bir çifte standart olmaktan öteye gidemiyor. Güney Osetya savaşı sırasında sergilediği agresif tutum ile Rusya ve Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan İsrail yönetimi, benzer konumlarda bulunmalarına rağmen özellikle ABD’den farklı ve adaletsiz tepkiler aldılar. Gerek “orantısız güç” tartışması, gerek uluslararası hukuk ve BM Antlaşması ihlalleri, hem Rusya’nın hem de İsrail’in davranışlarına karşı öne sürülen tezlerden başlıcaları oldu. Ancak, iki kanlı çatışma sonrası bu iki “agresif” devletin aldığı eleştirilerin bütününe bakıldığında, İsrail’e gösterilen toleransın ne denli rahatsız edici boyutlara ulaştığını görmemek imkansız. Halbuki tıpki İsrail gibi “vatandaşlarını koruma” iddiasıyla Gürcistan’a saldıran Rusya, geçtiğimiz aylarda insan hakları ve uluslararası hukuk ihlalleri nedeniyle birçok devletçe kınanmış, hatta ABD Dışişleri Bakanı Rice tarafından tehditkar bir dille eleştirilmişti. Ancak Rice, konu Gazze saldırıları olduğunda İsrail’i kınamaktan kaçınmış ve “kendini savunma” hakkına vurgu yapmıştı. Uluslararası statükonun köklerine kazındığı böylece tekrar tescillenen bu çifte standart, genel geçer kabul edilen birçok uluslararası değerin altındaki ideolojik yapıtaşlarının eleştirel gözle değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Durum böyleyken, amaç sanıldığı gibi Rusya’nın davranışlarını haklı çıkarmak değil, çok daha saldırgan ve vurdumduymaz tavrıyla İsrail’in hala koruyabildiği ayrıcalıklı konumunu yine ve yeniden sorgulayabilmektir.


ORANTISIZ GÜÇ BİLMECESİ

Ağustos ayında Kafkasya’da yaşananlara bakıldığında, Rusya’nın savunmacı ancak Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne meydan okuyan tavrının ABD tarafından sertçe kınandığı anımsanacaktır. Gürcistan’ın Tskhinvali’de başlattığı ve iki gün içerisinde iki bine yakın insanın ölümüyle sonuçlanan hava saldırısı, Rusya tarafından çok daha tehditkar bir cevapla bastırılmıştı. Güney Osetya halkının yarısından fazlasının Rus pasaportu taşıması, Rusya’nın kendince meşru gördüğü bir savunma sebebiydi. ABD ve İngiltere’den sonra Irak’a en fazla asker gönderen üçüncü ülke konumundaki Gürcistan’a yapılan bu savunma atağı, ABD tarafından

“tehlikeli bir cevap” olarak algılanmış, gayrımeşru bir davranış olduğu ve orantısız güç kullanıldığı gerekçesiyle sert bir dille kınanmıştı. Ancak İsrail’in, Rusya’dan daha az cesur olmayan bir tutumla 27 Aralık günü Gazze’de başlattığı ve BM tarafından endişeyle karşılanan saldırıları, ABD tarafından İsrail’in Hamas terörüne karşı kendini savunma hakkı olarak değerlendirildi. Bu noktada dikkat çeken, Hamas militanlarınca Sderot ve Aşkelon şehirlerine atılan ilkel Kassam füzelerine karşı İsrail’in topyekün savaşı andıran bir teçhizatla verdiği, orantısızlığı tartışılmaz karşılıktır. Almanya, Fransa ve İngiltere gibi AB devletleri tarafından orantısız kabul edildiği resmen açıklanan bu saldırılar, Ağustos ayında Rusya’ya aynı konuda yüklenmiş olan ABD tarafından benzer bir tepki göremedi. 11 Eylül olaylarından bu yana her türlü savunma ve kimi zaman saldırı metodunu meşru kılan ABD’nin “terörle savaş” retoriği, İsrail’in Gazze’de katliama varan davranışlarının da Hamas terörüne karşı haklı bir savunma olarak yorumlanmasına yardımcı oldu.

gazze

ABD’de faaliyet gösteren Musevi sivil toplum örgütleri ve özellikle muhafazakar İsrail basını, operasyonun neden olduğu yüzlerce sivil ölüme kulaklarını tıkarken, yalnızca Hamas terörünü vurgulamakla yetindi. Saldırıların ilk günlerinde Jerusalem Post gazetesinde “Ateşi değil terörü kesin” başlığıyla yayınlanan başyazıda, uluslararası kamuoyundan gelen ateşkes çağrılarının gerçekleşmesi için şartların olgunlaşmadığı ve bu durumu terk etmek için bir strateji geliştirmesi gerekenin Hamas olduğu vurgulandı. Ayrıca, operasyonun “Güney İsrail’e barış getirme” amacı taşıdığının da altı çizildi. Stand With Us adlı ve İsrail hakkındaki “yanlış anlaşılma” ve “önyargıları” değiştirmeyi hedefleyen küresel bir sivil toplum kuruluşu, 27 Aralık saldırılarının ardından ABD’nin Los Angeles ve Chicago kentlerinde İsrail’in kendini müdafaa hakkını savunmak için tüm “İsrail dostlarını” meydanlara çağırdı.

KAVRAMSAL ÇELİŞKİ

Tüm bunlar elbette ki Filistin’i parçalanma noktasına getiren, köktendinci ve çürümüş Hamas zihniyetinin bir savunması değildir. Ancak İsrail’in üç gün içerisinde çoğu sivil yüzlerce insanı acımasız bombardımanlarla katletmesi ve buna rağmen Hamas’ın roket saldırılarını durdurmaması, ortada metodolojik bir hata veya bilinçli olarak izlenen bir strateji olduğuna dikkat çekmektedir. İsrailli muhalif tarihçi İlan Pappe’nin, Filistin’de 1948’den beri sistematik olarak ve “kendini savunma” kisvesi altında uygulanan bir etnik temizlik yaşandığına dikkat çektiği tezleri, bugünlerde hatırlanmayı hak ediyor. Pappe, uzun vadede uygulanan bu etnik temizlik çalışmasını, Filistin meselesini nüfus bazında alt etmeye yardımcı olacak demografik bir zafer olarak nitelemekteydi. Gerek terörle mücadele kapsamında verilen sivil kayıplar, gerekse bölgenin abluka altında olmasından ötürü hızlanan zorunlu göçler, bu teze göre İsrail’in bilinçli olarak uyguladığı bir politikadır. Dolayısıyla ABD’nin bir numaralı müttefiği İsrail’in davranışlarını kınamaması doğal ve stratejik bir gerekliliktir. Bu durumda ABD’nin değerlerini bir kez daha sorgulatan nokta, birkaç ay önce aynı İsrail gibi “vatandaşlarını savunma” kaygısı içerisineki Rusya’nın, ağır kınamalara maruz kalmış olmasıdır. Görüldüğü gibi Kafkasya’daki davranışlarından ötürü Rusya’yı acımasız ve totaliter bir otokrasi ilan eden ABD zihniyeti, daha masum olmadığı ortada olan İsrail’i vatandaşlarına karşı sorumluluğunu yerine getiren, terör mağduru bir devlet ilan etmektedir.

Ne var ki, Rusya ve İsrail örneklerini karşılaştırırken bu iki ülkenin yan yana getirilmesinin sebebini doğru bir şekilde kavramak önem taşımaktadır. Rusya ve İsrail, ABD tarafından çelişkili ve adaletsiz tepkiler almaları dolayısıyla karşılaştırılmaya uygundur. Ancak İsrail’in askeri ve stratejik tutumu incelendiğinde, Batılı müttefiklerinin güvencesiyle kontrolsüz saldırıları göze alan Gürcistan’la daha çok parallelik gösterdiği farkedilecektir. İki ayrı örnekteki tek fark, İsrail’i durduran bir devletin varlığı sözkonusu değilken, Gürcistan’ın iddialı bir rakiple karşı karşıya kalmasıdır.

Güney Osetya savaşı ve Gazze saldırılarının bu iki öznesine ABD tarafından açıkça uygulanan çifte standart, bir yirminci yüzyıl geleneğidir. Batı tekeline geçerek sonsuz bir esnekliğe kavuşan demokrasi ve liberalizm kavramlarının yardımıyla yirmi birinci yüzyılda da sürecek olan bu gelenekte, değişen yalnızca nesneler olmuştur. Başka bir deyişle, Soğuk Savaş döneminin emektar düşmanı komünizmden sonraki tehdit, terörizm olarak belirlenmiş; bu tehdidi yenmek adına da “özgür dünya”nın temel öğelerinden biri olan insan haklarının ihlali, “terörle savaş” yolunda normalleştirilmiştir. Özetle, bu iki farklı çatışmanın başrol oyuncularına gösterilen çelişkili tepkiler, mevcut dünya düzeninin temelinde barındırdığı kavramsal çelişkilerin güncel bir yansıması olarak algılanabilir.

Written by kiraathaneci

January 12, 2009 at 10:30 am

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.